Peki, yarın? Yarın o güzel sözler sokağın gürültüsünde kaybolacak, kurdeleler unutulacak ve o spotların kahramanları, yine tek başlarına hayatın engebeli yollarıyla mücadele edecekler. Bana sadece bir gün yetmez! Benim sitemim, bu durumun bir güne hapsedilmesine. Benim öfkem, engelli bireyleri sadece acınacak ya da “ilham verici” hikayelerin figüranı olarak gören o sığ bakış açısına. Biz, 3 Aralık’ta sadece bir ödev yerine getiriyoruz. Bir yıl boyunca görmezden geldiğimiz rampasız otobüsü, kaldırımları işgal eden masaları, kapalı tutulan engelli tuvaletlerini, hatta daha kötüsü, onların sesini duymazdan gelen kulaklarımızı bu tek günde affettirmeye çalışıyoruz. Sormak zorundayım: Engelli bir vatandaşın en büyük engeli, gerçekten tekerlekli sandalyesi mi, yoksa ona “senin yerin burası değil” diyen toplumun ve düzenin zihinsel engelleri mi?
İş görüşmesinde yeteneği yerine koltuk değneği sayılan, mimarisi bozuk bir binada mahsur kalan, en basit insani ihtiyacını dahi gidermekte zorlanan bir birey için bu “farkındalık günü” ne ifade ediyor?
Bu sitem, bir çığlıktır: Bize sevgi sunmayın, bize hakkımızı verin. Bize acımayın, bize eşitliği sağlayın. Bize “ilham kaynağı” demeyin, bizi sadece birer vatandaş olarak görün. Bizim hayatımız 365 gün, 7/24 devam ediyor. Merhametiniz bir günlük değil, yaptığınız düzenlemeler kalıcı olmalı.
Unutmayın: Bir toplumun medeniyet seviyesi, en zayıf halkasına sağladığı imkânlarla ölçülür. 3 Aralık, sadece bizim eksiklerimizi gösteren, aynamızdaki utanç verici bir lekedir. Bu lekeyi silmek, yalnızca bugün değil, her gün sizin elinizde.
Gelin, bu 3 Aralık’ı bir “kutlama” günü değil, büyük bir değişimin başlangıcı yapalım. Yarın da o farkındalığı yanımızda taşıyalım.