DOLAR 44,9279 0.01%
EURO 52,7054 0.23%
ALTIN 6.815,04-0,43
BITCOIN 3500671-0.06698%
Elazığ
14°

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Metin FIRAT

Metin FIRAT

31 Mart 2026 Salı

Dört Duvar Arasına Sürgün Engelli Yüreklerin Sessiz Çığlığı

Dört Duvar Arasına Sürgün Engelli Yüreklerin Sessiz Çığlığı
1

BEĞENDİM

ABONE OL

​ÖTV muafiyeti denilen o küçük nefes borusunun kesilmesiyle başladı her şey. Bir engelli için o araç; bakkala gitmek, doktora yetişmek, güneşin doğuşunu parkta izlemek demekti. Şimdi o anahtar ellerinden alındı. O anahtarla birlikte, dış dünyaya açılan tek kapı da üzerlerine kilitlendi. Bir insanı, kendi evine, kendi yatağına, kendi tekerlekli sandalyesine hapsetmekten daha büyük bir ceza olabilir mi?

​Bakım desteği kesilen o ellerin titreyişini kim görecek?

​”Bütçe” deniliyor, “kısıtlama” deniliyor. Peki ya vicdanlardaki o büyük kısıtlama ne olacak? Evde bakım desteği kesilen bir engellinin boynu bükük kalırken, o evde sönen sadece bir ışık değil, bir ailenin yaşama sevincidir. Medikal malzemeler artık birer mücevher kadar ulaşılmaz oldu. Bir hasta altı bezinin, bir kateterin, bir tekerlekli sandalye parçasının peşinde ömrünü tüketen insanlar var bu ülkede.

  • ​Maaşlar yetmiyor: Markete girerken yapılan o acı hesap, engellinin onuruna saplanan bir bıçak gibi.
  • ​Emeklilik bir hayal: Yıllarca “belki bir gün rahat ederim” diyen canların o umudu, sistemin çarkları arasında ezilip gitti.
  • ​İlaç ve malzeme krizi: Şifaya ulaşamayan bir beden, her geçen gün biraz daha eksiliyor, biraz daha soluyor.

​Yazıktır, günahtır! Bir toplumu büyük yapan, sarayları veya köprüleri değildir; en zayıf ferdinin gözündeki yaşı silebilme kudretidir. Biz ne zaman bu kadar katılaştık? Ne ara engelli kardeşlerimizi, sadece seçim dönemlerinde hatırlanan birer istatistik olarak görmeye başladık?

​Eskiden “hayat engelsiz” derdik, birbirimize “hepimiz birer adayız” diye teselli verirdik. Şimdi o adaylık, korkulu bir rüyaya dönüştü. Çünkü biliyoruz ki; bugün başınıza bir hal gelse, sistem sizi de o dört duvarın karanlığına, o yalnızlığın kucağına itecek.

​Kaderine terketmeyin! Onlar bu vatanın evladı, bu toprağın parçası. Onları medikal malzemesiz, bakıcısız, maaşsız ve en önemlisi “umutsuz” bırakmak; insanlığımızı bir kenara fırlatıp atmaktır. Bugün o kapıların arkasından gelen hıçkırıklara kulak tıkarsak, yarın kendi sessizliğimizde boğuluruz.

​Yapmayın… Bir insanın yaşama sevincini bürokrasinin soğuk odalarında öldürmeyin. Dört duvar arasından dışarıya mahzun gözlerle bakan o çocukların, o gençlerin, o yaşlıların vebalini taşımayın. Hayat, sadece yürüyebilenlerin, görebilenlerin veya duyabilenlerin değil; nefes alan her canın onurlu hakkıdır.

​Gelin, bu dramı birlikte bitirelim. Çünkü adalet sustuğunda, vicdan can çekişir.

Metin FIRAT Yazar

Devamını Oku

Son İftarın Hüznü, Bayramın Müjdesi

Son İftarın Hüznü, Bayramın Müjdesi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Gönül birliğiyle yaptığımız o son iftarın bereketiyle edilen duaları, Rabbimiz katında kabul ve makbul eylesin.

Ramazan boyunca sabrı, bölüşmeyi ve nefis terbiyesini yeniden hatırladık. Şimdi bu manevi iklimin meyvelerini toplama vakti. Dualarımızda sadece kendimizi değil, tüm insanlığı kuşatmalıyız. Rabbimizden niyazımız odur ki; bizleri ve tüm kardeşlerimizi cehennem ateşinden korusun, bizleri sonsuz affına ve merhametine dahil etsin.

Dünyada Başlayan, Ahirette Süren Dostluklar

Müminin mümin üzerindeki hakkı sadece bu dünyayla sınırlı değildir. Biz istiyoruz ki; bu güzel beraberliklerimiz, paylaştığımız ekmeğimiz ve gönül dostluklarımız sadece dünyada bir anı olarak kalmasın. Mevla, samimiyetle örülmüş dostluklarımızı hem dünyada hem de ahirette daim eylesin.

Unutulmaması Gerekenler: Engelli Kardeşlerimiz

Bayramın gerçek tadı, hatırlanmakla çıkar. Bu bayramda da dualarımızın merkezine, hayata karşı büyük bir azimle tutunan engelli kardeşlerimizi yerleştirelim. Onların yaşam sevincine ortak olmak, karşılaştıkları engelleri sevgiyle aşmalarına dua ve destekle vesile olmak, bayramın ruhuna en yakışan davranıştır. Unutmayalım ki gerçek engel bedende değil, empati kuramayan kalplerdedir.

Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun.

Bu mübarek günlerin ülkemize, İslam alemine ve tüm insanlığa huzur, barış ve sağlık getirmesini diliyorum. Birliğimiz daim, bayramımız şen olsun.

“Dualarınızda engelli kardeşlerimizi unutmadığınız, sevginin paylaştıkça çoğaldığı bir bayram dilerim.”

Yazar Metin FIRAT

Devamını Oku

Elazığ: Bir Şehir, Bin Engel, Tek Bir Bekleyiş

Elazığ: Bir Şehir, Bin Engel, Tek Bir Bekleyiş
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaldırımların mı bozuk Elazığ, yoksa vicdanlar mı tozlandı?
Bir can, bir evlat, bir Gakgoş; sırf tekerleği bir çukura takılacak diye, sırf o yüksek kaldırımı aşamayacak diye şu mübarek akşamda evine mahkûm kalıyorsa, bu şehrin sokakları aslında ıssız demektir. Bir insanı dört duvar arasına hapseden sadece kapılar değildir; dışarıdaki o aşılmaz basamaklar, o düşüncesizce dökülmüş asfaltlar ve “görmezden gelinen” hayatlar en büyük hapishanedir.
​Neden Elazığ?
  • ​Hapsolan Ramazan Sevinci: Herkes iftara koşarken, bir engellinin “ya yolda kalırsam” korkusuyla evinde kalması Elazığ’ın bağrında bir yaradır.
  • ​Bozuk Yollar, Kırık Kalpler: Sokakların bozukluğu sadece lastikleri değil, insanın yaşama sevincini de söküp atıyor.
  • ​Sahipsiz Şehir: Hani nerede bu şehrin dertlisi? Hani nerede bu şehrin yaralarını saracak doktoru?
​Bu Şehrin Doktoru Vicdandır
​Elazığ’ın asıl şifası, engelli bir kardeşimizin tekerlekli sandalyesiyle Harput’a tek başına çıkabildiği, Gazi Caddesi’nde kimseden yardım istemeden başı dik yürüyebildiği gün gelecektir. O güne kadar bu şehir, ne kadar kalabalık olursa olsun, dışarı çıkamayan evlatları kadar eksiktir, o kadar suskundur.
Yaralı bir yüreğin feryadı bu: “Elazığ, kaldır engellerini! Evlatlarını sokağına, hayatına, neşene ortak et. Bizi bu güzel şehre uzaktan baktırma.”
​”Gözün gördüğü değil, gönlün hissettiği engeldir asıl olan. Elazığ, gönlündeki engelleri kaldır ki, sokakların bayram yeri olsun.”
Devamını Oku

Sessiz Çığlık: Engelleri Biz mi Koyuyoruz?

Sessiz Çığlık: Engelleri Biz mi Koyuyoruz?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sokaklarda göremediğimiz, iş yerlerinde rastlamadığımız, seslerini meydanlarda duyamadığımız o koca yürekli insanların, her geçen gün eriyen haklarının ve daralan dünyalarının hikayesini anlatacağım.

​Elimizden Kayıp Giden Özgürlük: Araç ve Ulaşım Hakları

​Yıllarca engelli bireyler için bir umut ışığı olan, onları eve hapsolmaktan kurtaran araç alım hakları, bugün ne yazık ki bir “ayrıcalık” gibi görülüp budanıyor. Engelli bir birey için araç; bir lüks değil, onun bacaklarıdır, tekerlekli sandalyesinin motorudur, hastaneye yetişme hızıdır. Artan maliyetler ve daraltılan limitler yüzünden artık birçok engelli, o çok sevdiği gökyüzüne bile ancak pencere arkasından bakabiliyor. Özgürlüğü kısıtlamak, sadece bir kanun maddesini değiştirmek değildir; bir insanın hayallerine kilit vurmaktır.

​Mutfaktaki Sessiz Savaş: Yetmeyen Maaşlar ve Kesilen Yardımlar

​Ekonomik krizin rüzgarı herkesi sarsıyor, doğru. Ama engelli evlerinde bu rüzgar, bir fırtınaya dönüşmüş durumda. Alınan engelli maaşları, bugün bir evin sadece temel mutfak masrafını bile karşılamaktan uzak. Medikal malzemelerin, özel ilaçların ve bakım masraflarının ateş pahası olduğu bir dönemde, engelliye “bu parayla geçin” demek, ona “hayatta kalma” demektir.

​Daha da acısı, yıllardır verilen “Evde Bakım Yardımları”nın çeşitli bürokratik bahanelerle kesilmesidir. O yardım, sadece bir para değil; evladına bakan bir annenin emeği, yaşlı babasına bakan bir evladın tesellisiydi. Bu yardımların kesilmesi, engelliyi sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da bir yıkıma sürüklüyor.

​İstihdamda “Engel” Duvarı

​İş başvurularında tekerlekli sandalyesini, koltuk değneğini gören işverenlerin o soğuk bakışlarını kim inkâr edebilir? “Bizim iş yerimiz size uygun değil” cümlesi, aslında “Sizi burada istemiyoruz” demenin kibarcasıdır. Oysa o engelli gencin zihni zehir gibi, elleri hünerli, yüreği çalışma azmiyle doludur. Sandalye kullanan, koltuk değneğiyle yürüyen insanları kapıdan çevirmek, bu ülkenin potansiyeline ihanet etmektir. Üretmek, çalışmak ve onuruyla yaşamak isteyen bir insana engel olmak, toplumun kendi geleceğine koyduğu bir engeldir.

​Bürokrasinin Labirentinde Bir Ömür: Ehliyet Çilesi

​Bir ehliyet almak neden bir insanın sabrını sınayan bir “çile”ye dönüşür? Komisyonlar, bitmeyen raporlar, bugün git yarın gel demeler… Zaten hayatı her gün bir mücadele olan insana, devletin kapısında bu kadar yorulmak yakışıyor mu? Teknoloji çağında, bürokratik engellerin bir insanın hareket özgürlüğünü bu denli kısıtlaması, sosyal devlet anlayışıyla ne kadar bağdaşır?

​Şehirler: Bizim Değil, “Sağlamlar”ın Dünyası

​Şehir planlamalarımıza bakın; yüksek kaldırımlar, bozuk rampalar, çalışmayan asansörler ve engelli otoparklarını işgal eden duyarsız sürücüler… Biz şehirlerimizi sadece “sağlıklı ve genç” insanlar için tasarlıyoruz. Yaşlıyı, engelliyi, çocuğu unutuyoruz. Bir engelli, bir yerden bir yere giderken bir macera filmindeymişçesine risk alıyorsa, o şehrin belediyesi de, mimarı da, vatandaşı da bu vebalin ortağıdır.

​Son Çağrı: Haklar Lütuf Değildir!

​Engelli hakları, bir sadaka ya da lütuf değildir. Bu haklar; insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek için kazanılmış, anayasal güvence altına alınmış haklardır. Bu hakların erimesine sessiz kalmak, yarın bizim de başımıza gelebilecek bir durumun ön hazırlığıdır.

​Gelin, bu sessiz çığlığa ses olalım. Engelleri yollardan değil, önce zihinlerimizden ve vicdanlarımızdan kaldıralım. Çünkü bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, engelli vatandaşının sokakta ne kadar özgür ve mutlu olduğuyla ölçülür.

​Yarın çok geç olmadan, eriyen bu hakları yeniden inşa etmek hepimizin boynunun borcudur.

Devamını Oku

Beyaz Esaret mi, Beyaz Masal mı?

Beyaz Esaret mi, Beyaz Masal mı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Kış, doğanın dinlenişi derler. Ama engelli bir birey için kış; mücadele, izolasyon ve bazen de derin bir sessizlik demektir.
​Erişilebilirlik Soğukta Donduğunda
​Yazın binbir güçlükle aşılan o yüksek kaldırımlar, kışın buz tuttuğunda birer buz pateninden farksız hale geliyor. Temizlenmeyen karların yol kenarlarına yığılması, tekerlekli sandalyenin geçeceği o daracık aralıkları tamamen kapatıyor. Görme engelli bir dostumuzun bastonuna çarpan sert buz kütleleri, bildiği yolu yabancı bir labirente çeviriyor.
​Aslında onları eve hapseden karın kendisi değil; “nasıl olsa dışarı çıkmazlar” diyen o soğuk düşünce yapısıdır.
​Kalplerdeki Buzları Eritmek
​Empati, sadece birinin halini anlamak değil, onun yürüdüğü yoldaki buzu el birliğiyle küremektir. Bir komşunuzun tekerlekli sandalyesiyle binadan çıkamadığını gördüğünüzde, sadece “geçmiş olsun” demek yetmez. O rampanın önündeki karları temizlemek, belediyeye ulaşıp kaldırımların tuzlanmasını talep etmek gerçek insanlıktır.
​Kışın dondurucu soğuğu, sadece dışarıdaki havayla ilgili değildir. Bir engelli bireyin sosyal hayattan kopuşuna seyirci kalmak, kalplerin buz tuttuğunun en büyük kanıtıdır.
​Küçük Bir Adım, Büyük Bir Umut
​Unutmayalım ki; engel, vücutta değil, engellenen yollardadır. Bu kış sadece kendi kapımızın önünü değil, bir başkasının hayatını da süpürelim. Bir engelli vatandaşımızın yüzündeki gülümseme, kışın en sert ayazında bile içimizi ısıtacak en büyük güneştir.
​Gelin, bu beyaz mevsimi herkes için bir masal haline getirelim. Çünkü hayat, paylaştıkça ve engelleri birlikte aştıkça ısınır..
Metin FIRAT  Yazar….
Devamını Oku