31 Mart 2026 Salı
ÖTV muafiyeti denilen o küçük nefes borusunun kesilmesiyle başladı her şey. Bir engelli için o araç; bakkala gitmek, doktora yetişmek, güneşin doğuşunu parkta izlemek demekti. Şimdi o anahtar ellerinden alındı. O anahtarla birlikte, dış dünyaya açılan tek kapı da üzerlerine kilitlendi. Bir insanı, kendi evine, kendi yatağına, kendi tekerlekli sandalyesine hapsetmekten daha büyük bir ceza olabilir mi?
Bakım desteği kesilen o ellerin titreyişini kim görecek?
”Bütçe” deniliyor, “kısıtlama” deniliyor. Peki ya vicdanlardaki o büyük kısıtlama ne olacak? Evde bakım desteği kesilen bir engellinin boynu bükük kalırken, o evde sönen sadece bir ışık değil, bir ailenin yaşama sevincidir. Medikal malzemeler artık birer mücevher kadar ulaşılmaz oldu. Bir hasta altı bezinin, bir kateterin, bir tekerlekli sandalye parçasının peşinde ömrünü tüketen insanlar var bu ülkede.
Yazıktır, günahtır! Bir toplumu büyük yapan, sarayları veya köprüleri değildir; en zayıf ferdinin gözündeki yaşı silebilme kudretidir. Biz ne zaman bu kadar katılaştık? Ne ara engelli kardeşlerimizi, sadece seçim dönemlerinde hatırlanan birer istatistik olarak görmeye başladık?
Eskiden “hayat engelsiz” derdik, birbirimize “hepimiz birer adayız” diye teselli verirdik. Şimdi o adaylık, korkulu bir rüyaya dönüştü. Çünkü biliyoruz ki; bugün başınıza bir hal gelse, sistem sizi de o dört duvarın karanlığına, o yalnızlığın kucağına itecek.
Kaderine terketmeyin! Onlar bu vatanın evladı, bu toprağın parçası. Onları medikal malzemesiz, bakıcısız, maaşsız ve en önemlisi “umutsuz” bırakmak; insanlığımızı bir kenara fırlatıp atmaktır. Bugün o kapıların arkasından gelen hıçkırıklara kulak tıkarsak, yarın kendi sessizliğimizde boğuluruz.
Yapmayın… Bir insanın yaşama sevincini bürokrasinin soğuk odalarında öldürmeyin. Dört duvar arasından dışarıya mahzun gözlerle bakan o çocukların, o gençlerin, o yaşlıların vebalini taşımayın. Hayat, sadece yürüyebilenlerin, görebilenlerin veya duyabilenlerin değil; nefes alan her canın onurlu hakkıdır.
Gelin, bu dramı birlikte bitirelim. Çünkü adalet sustuğunda, vicdan can çekişir.
Metin FIRAT Yazar
Gönül birliğiyle yaptığımız o son iftarın bereketiyle edilen duaları, Rabbimiz katında kabul ve makbul eylesin.
Ramazan boyunca sabrı, bölüşmeyi ve nefis terbiyesini yeniden hatırladık. Şimdi bu manevi iklimin meyvelerini toplama vakti. Dualarımızda sadece kendimizi değil, tüm insanlığı kuşatmalıyız. Rabbimizden niyazımız odur ki; bizleri ve tüm kardeşlerimizi cehennem ateşinden korusun, bizleri sonsuz affına ve merhametine dahil etsin.
Dünyada Başlayan, Ahirette Süren Dostluklar
Müminin mümin üzerindeki hakkı sadece bu dünyayla sınırlı değildir. Biz istiyoruz ki; bu güzel beraberliklerimiz, paylaştığımız ekmeğimiz ve gönül dostluklarımız sadece dünyada bir anı olarak kalmasın. Mevla, samimiyetle örülmüş dostluklarımızı hem dünyada hem de ahirette daim eylesin.
Unutulmaması Gerekenler: Engelli Kardeşlerimiz
Bayramın gerçek tadı, hatırlanmakla çıkar. Bu bayramda da dualarımızın merkezine, hayata karşı büyük bir azimle tutunan engelli kardeşlerimizi yerleştirelim. Onların yaşam sevincine ortak olmak, karşılaştıkları engelleri sevgiyle aşmalarına dua ve destekle vesile olmak, bayramın ruhuna en yakışan davranıştır. Unutmayalım ki gerçek engel bedende değil, empati kuramayan kalplerdedir.
Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun.
Bu mübarek günlerin ülkemize, İslam alemine ve tüm insanlığa huzur, barış ve sağlık getirmesini diliyorum. Birliğimiz daim, bayramımız şen olsun.
“Dualarınızda engelli kardeşlerimizi unutmadığınız, sevginin paylaştıkça çoğaldığı bir bayram dilerim.”
Yazar Metin FIRAT
”Gözün gördüğü değil, gönlün hissettiği engeldir asıl olan. Elazığ, gönlündeki engelleri kaldır ki, sokakların bayram yeri olsun.”
Sokaklarda göremediğimiz, iş yerlerinde rastlamadığımız, seslerini meydanlarda duyamadığımız o koca yürekli insanların, her geçen gün eriyen haklarının ve daralan dünyalarının hikayesini anlatacağım.
Elimizden Kayıp Giden Özgürlük: Araç ve Ulaşım Hakları
Yıllarca engelli bireyler için bir umut ışığı olan, onları eve hapsolmaktan kurtaran araç alım hakları, bugün ne yazık ki bir “ayrıcalık” gibi görülüp budanıyor. Engelli bir birey için araç; bir lüks değil, onun bacaklarıdır, tekerlekli sandalyesinin motorudur, hastaneye yetişme hızıdır. Artan maliyetler ve daraltılan limitler yüzünden artık birçok engelli, o çok sevdiği gökyüzüne bile ancak pencere arkasından bakabiliyor. Özgürlüğü kısıtlamak, sadece bir kanun maddesini değiştirmek değildir; bir insanın hayallerine kilit vurmaktır.
Mutfaktaki Sessiz Savaş: Yetmeyen Maaşlar ve Kesilen Yardımlar
Ekonomik krizin rüzgarı herkesi sarsıyor, doğru. Ama engelli evlerinde bu rüzgar, bir fırtınaya dönüşmüş durumda. Alınan engelli maaşları, bugün bir evin sadece temel mutfak masrafını bile karşılamaktan uzak. Medikal malzemelerin, özel ilaçların ve bakım masraflarının ateş pahası olduğu bir dönemde, engelliye “bu parayla geçin” demek, ona “hayatta kalma” demektir.
Daha da acısı, yıllardır verilen “Evde Bakım Yardımları”nın çeşitli bürokratik bahanelerle kesilmesidir. O yardım, sadece bir para değil; evladına bakan bir annenin emeği, yaşlı babasına bakan bir evladın tesellisiydi. Bu yardımların kesilmesi, engelliyi sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da bir yıkıma sürüklüyor.
İstihdamda “Engel” Duvarı
İş başvurularında tekerlekli sandalyesini, koltuk değneğini gören işverenlerin o soğuk bakışlarını kim inkâr edebilir? “Bizim iş yerimiz size uygun değil” cümlesi, aslında “Sizi burada istemiyoruz” demenin kibarcasıdır. Oysa o engelli gencin zihni zehir gibi, elleri hünerli, yüreği çalışma azmiyle doludur. Sandalye kullanan, koltuk değneğiyle yürüyen insanları kapıdan çevirmek, bu ülkenin potansiyeline ihanet etmektir. Üretmek, çalışmak ve onuruyla yaşamak isteyen bir insana engel olmak, toplumun kendi geleceğine koyduğu bir engeldir.
Bürokrasinin Labirentinde Bir Ömür: Ehliyet Çilesi
Bir ehliyet almak neden bir insanın sabrını sınayan bir “çile”ye dönüşür? Komisyonlar, bitmeyen raporlar, bugün git yarın gel demeler… Zaten hayatı her gün bir mücadele olan insana, devletin kapısında bu kadar yorulmak yakışıyor mu? Teknoloji çağında, bürokratik engellerin bir insanın hareket özgürlüğünü bu denli kısıtlaması, sosyal devlet anlayışıyla ne kadar bağdaşır?
Şehirler: Bizim Değil, “Sağlamlar”ın Dünyası
Şehir planlamalarımıza bakın; yüksek kaldırımlar, bozuk rampalar, çalışmayan asansörler ve engelli otoparklarını işgal eden duyarsız sürücüler… Biz şehirlerimizi sadece “sağlıklı ve genç” insanlar için tasarlıyoruz. Yaşlıyı, engelliyi, çocuğu unutuyoruz. Bir engelli, bir yerden bir yere giderken bir macera filmindeymişçesine risk alıyorsa, o şehrin belediyesi de, mimarı da, vatandaşı da bu vebalin ortağıdır.
Son Çağrı: Haklar Lütuf Değildir!
Engelli hakları, bir sadaka ya da lütuf değildir. Bu haklar; insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek için kazanılmış, anayasal güvence altına alınmış haklardır. Bu hakların erimesine sessiz kalmak, yarın bizim de başımıza gelebilecek bir durumun ön hazırlığıdır.
Gelin, bu sessiz çığlığa ses olalım. Engelleri yollardan değil, önce zihinlerimizden ve vicdanlarımızdan kaldıralım. Çünkü bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, engelli vatandaşının sokakta ne kadar özgür ve mutlu olduğuyla ölçülür.
Yarın çok geç olmadan, eriyen bu hakları yeniden inşa etmek hepimizin boynunun borcudur.