Sessiz Çığlık: Engelleri Biz mi Koyuyoruz?

Bugün size rakamlardan, istatistiklerden ya da resmi beyanlardan bahsetmeyeceğim. Bugün size; bir sabah uyandığında dışarıdaki dünyaya bakıp "Bugün hangi engel beni durduracak?" diye düşünen binlerce canın sessiz feryadından bahsedeceğim.

Sokaklarda göremediğimiz, iş yerlerinde rastlamadığımız, seslerini meydanlarda duyamadığımız o koca yürekli insanların, her geçen gün eriyen haklarının ve daralan dünyalarının hikayesini anlatacağım. ​Elimizden Kayıp Giden Özgürlük: Araç ve Ulaşım Hakları ​Yıllarca engelli bireyler için bir umut ışığı olan, onları eve hapsolmaktan kurtaran araç alım hakları, bugün ne yazık ki bir "ayrıcalık" gibi görülüp budanıyor. Engelli bir birey için araç; bir lüks değil, onun bacaklarıdır, tekerlekli sandalyesinin motorudur, hastaneye yetişme hızıdır. Artan maliyetler ve daraltılan limitler yüzünden artık birçok engelli, o çok sevdiği gökyüzüne bile ancak pencere arkasından bakabiliyor. Özgürlüğü kısıtlamak, sadece bir kanun maddesini değiştirmek değildir; bir insanın hayallerine kilit vurmaktır. ​Mutfaktaki Sessiz Savaş: Yetmeyen Maaşlar ve Kesilen Yardımlar ​Ekonomik krizin rüzgarı herkesi sarsıyor, doğru. Ama engelli evlerinde bu rüzgar, bir fırtınaya dönüşmüş durumda. Alınan engelli maaşları, bugün bir evin sadece temel mutfak masrafını bile karşılamaktan uzak. Medikal malzemelerin, özel ilaçların ve bakım masraflarının ateş pahası olduğu bir dönemde, engelliye "bu parayla geçin" demek, ona "hayatta kalma" demektir. ​Daha da acısı, yıllardır verilen "Evde Bakım Yardımları"nın çeşitli bürokratik bahanelerle kesilmesidir. O yardım, sadece bir para değil; evladına bakan bir annenin emeği, yaşlı babasına bakan bir evladın tesellisiydi. Bu yardımların kesilmesi, engelliyi sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da bir yıkıma sürüklüyor. ​İstihdamda "Engel" Duvarı ​İş başvurularında tekerlekli sandalyesini, koltuk değneğini gören işverenlerin o soğuk bakışlarını kim inkâr edebilir? "Bizim iş yerimiz size uygun değil" cümlesi, aslında "Sizi burada istemiyoruz" demenin kibarcasıdır. Oysa o engelli gencin zihni zehir gibi, elleri hünerli, yüreği çalışma azmiyle doludur. Sandalye kullanan, koltuk değneğiyle yürüyen insanları kapıdan çevirmek, bu ülkenin potansiyeline ihanet etmektir. Üretmek, çalışmak ve onuruyla yaşamak isteyen bir insana engel olmak, toplumun kendi geleceğine koyduğu bir engeldir. ​Bürokrasinin Labirentinde Bir Ömür: Ehliyet Çilesi ​Bir ehliyet almak neden bir insanın sabrını sınayan bir "çile"ye dönüşür? Komisyonlar, bitmeyen raporlar, bugün git yarın gel demeler... Zaten hayatı her gün bir mücadele olan insana, devletin kapısında bu kadar yorulmak yakışıyor mu? Teknoloji çağında, bürokratik engellerin bir insanın hareket özgürlüğünü bu denli kısıtlaması, sosyal devlet anlayışıyla ne kadar bağdaşır? ​Şehirler: Bizim Değil, "Sağlamlar"ın Dünyası ​Şehir planlamalarımıza bakın; yüksek kaldırımlar, bozuk rampalar, çalışmayan asansörler ve engelli otoparklarını işgal eden duyarsız sürücüler... Biz şehirlerimizi sadece "sağlıklı ve genç" insanlar için tasarlıyoruz. Yaşlıyı, engelliyi, çocuğu unutuyoruz. Bir engelli, bir yerden bir yere giderken bir macera filmindeymişçesine risk alıyorsa, o şehrin belediyesi de, mimarı da, vatandaşı da bu vebalin ortağıdır. ​Son Çağrı: Haklar Lütuf Değildir! ​Engelli hakları, bir sadaka ya da lütuf değildir. Bu haklar; insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek için kazanılmış, anayasal güvence altına alınmış haklardır. Bu hakların erimesine sessiz kalmak, yarın bizim de başımıza gelebilecek bir durumun ön hazırlığıdır. ​Gelin, bu sessiz çığlığa ses olalım. Engelleri yollardan değil, önce zihinlerimizden ve vicdanlarımızdan kaldıralım. Çünkü bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, engelli vatandaşının sokakta ne kadar özgür ve mutlu olduğuyla ölçülür. ​Yarın çok geç olmadan, eriyen bu hakları yeniden inşa etmek hepimizin boynunun borcudur.
Benzer Videolar