Özel Eğitim Sadece Okulda Olmaz
Özel eğitim denildiğinde aklımıza ilk olarak sınıflar gelir.
Bire bir dersler, materyaller, öğretmenler, raporlar…
Oysa özel eğitim, okul kapısından içeri girince başlayıp zil çalınca biten bir süreç değildir.
Özel eğitim, hayatın içindedir.
Bir çocuğun sabah uyanışında başlar.
Giyinirken sabırla beklemekte,
sözcükleri toparlayamadığında cümlesini onun yerine tamamlamamayı öğrenmekte,
duygularını davranışlarıyla anlatmaya çalıştığında onu “yaramaz” ilan etmemekte gizlidir.
Özel eğitim, markette devam eder.
Kasada beklerken sabırsız bakışlara rağmen çocuğun yanında dimdik durabilmekte,
“Susmuyor mu bu çocuk?” diyenlere sessiz kalmamayı seçmekte,
herkese benzemediklerini ama herkes kadar değerli olduklarını hatırlatmakta…
Parkta, sokakta, misafirlikte, toplu taşımada sürer.
Çünkü özel gereksinimli çocukların asıl sınavı, dört duvar arasında değil, toplumun içinde yaşanır.
Bir çocuk doğru eğitimi alabilir;
ama çevresi onu anlamıyorsa,
sabırsızlıkla, etiketlemeyle, dışlanmayla karşılaşıyorsa
o eğitim yarım kalır.
Özel eğitim sadece çocuğa verilmez.
Topluma da verilmelidir.
Biz yetişkinler öğrenmeden, çocukların yol alması mümkün değildir.
Farklılığa tahammül etmeyi, beklemeyi, yargılamamayı, kıyaslamamayı öğrenmeden “kapsayıcı” olamayız.
Her çocuk aynı hızda yürümek zorunda değil.
Ama her çocuk, kendi yolunda güvenle yürüyebilmelidir.
Özel eğitim; çocuğu değiştirme çabası değil,
dünyayı ona biraz daha yaşanır kılma sorumluluğudur.
Ve bu sorumluluk sadece öğretmenlerin değil;
anne babaların, komşuların, esnafın, sokaktaki herkesindir.
Çünkü bazı çocukların eğitime ihtiyacı var,
ama bütün toplumun farkındalığa ihtiyacı var.