Köklerimize Vefa ve Bir Gönül Yolculuğu

Kıymetli Engelsiz Haber 23 okurlarım; Yoğun çalışma tempom ve akademik sorumluluklarım sebebiyle bir süredir sizlerle bu satırlarda buluşamadım. Ancak Ramazan’ın o en vakur, en bekleyiş dolu günü olan bu mübarek 19 Mart Arife gününde; son orucumuzu tutup son iftarımıza hazırlanırken, içimdeki duyguları yine sizlerle paylaşmak; bu uzun arayı, sizlerin gönlüne bir bayram muştusu gibi düşecek bu satırlarla taçlandırmak istedim.

Sessiz Taşların Arasında Bir İdrak Yolculuğu Bugün Arife günü olması hasebiyle, içimdeki o hiç dinmeyen özlemin rehberliğinde mezarlıktaydım. Toprağın kokusuyla hatıraların kokusunun birbirine karıştığı o kutsal sessizlikte; annem Vecihe Özbey ve babam Ataman Özbey’in başucunda dualarımızı ettik, hatimlerimizi bağışladık. Kaç yıl geçerse geçsin, o sızı eksilmiyor; aksine içimizde bir çınar gibi büyüyor. Mezarlıkların o ağır ama öğretici sessizliğinde, Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu dizeleri yankılandı zihnimde: "Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu..." Evet; taşın ne kadar sert, ayrılığın ne kadar keskin olduğunu sevdiklerimizi o toprağa emanet ederken kalbimize mühürlenen o tarifsiz sızıyla bir kez daha idrak ettik. Bugün Kur’an hatmini yapan hoca hanım, bu düzenli ve samimi vefamıza hitaben hayır dualarını ederken, aslında bir gerçeği yeniden kalbime nakşetti. Onun takdir dolu sözleri karşısında hissettiğim tek duygu, bu vefanın bir 'iyilik' değil, ödenemez bir evlatlık borcu olduğuydu. Zira sayılarca hatim de indirsek, ömür boyu dualar da etsek, onların bize kattığı o eşsiz emeğin karşılığını vermeye ne ömür ne de kelimeler yeter. Bizler sadece, bizi biz yapan o köklere olan sarsılmaz bağlılığımızın ve mecburiyetimizin gereğini yerine getirmeye gayret ediyoruz. Hayatın En Gerçek Makamı: Evlat Olmak Ben anneme, babasına özelliklede anneme çok düşkün bir evlattım; her ikisinin de bendeki yeri tarif edilemez. Akademik çalışmalarım için dünyanın dört bir yanına, en uzak mesafelere gittim; nice ayrılıklar, nice hasretler sığdırdım ömrüme. Ancak onları kaybettiğim o günler anladım ki, meğer gerçek ayrılık buymuş. Kaç yaşında olursanız olun, ne kadar hayat tecrübesi biriktirirseniz biriktirin; o büyük boşlukla yüzleştiğiniz an, kelimeler kifayetsiz, tüm bildikleriniz yetersiz kalıyor. İnsanın **"Ata"**sının elini bırakmak zorunda kaldığı o günün acısını tarif etmeye lügatler yetmiyor. Geçtiğimiz günlerde Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Tunceli Valimiz Sn. Şefik Aygöl’ün annesine dair yaptığı o içten konuşmayı dinlerken burnumun direği sızladı. Hangi mevkide olursanız olun; annesini veya babasını kaybeden bir evlat için o gün, takvimin neyi gösterdiğinin bir önemi yoktur. O an kalp durur, zaman donar. Kendi anne ve babasını kaybetmiş biri olarak Sayın Valimizin o anki samimi acısını ve ailesine olan hürmetini iliklerimde hissettim. Çünkü Ata’nın yeri bambaşkadır; onlar bizim yeryüzündeki cennetimizdir. Bir Vicdan Muhasebesi ve Yaşam Bilgeliği Nihayetinde hepimizin menzili, o sessiz taşların altı değil mi? Öyleyse hayatı kimseyi kırmadan, incitmeden; birbirimize engel olmak yerine omuz vererek, bütünleştirici bir zarafetle geçirmek varken, bu gönül kırgınlıkları neyin nesidir? En son ne zaman birbirimizin elini tuttuk? En son ne zaman bir büyüğümüzün elini tuttuk? Yarın huzurla varacağımız o son durakta, geride bırakacağımız en büyük miras; kırmadığımız bir kalp ve biriktirdiğimiz vefadır. Benim nezdimde anne ve baba kutsaldır; onlar toplumumuzun en büyük birleştirici ve bütünleştirici harcıdır. Onları sarmalamak, insanın kendi varoluş köklerine sahip çıkmasıdır. Harambee: Geleceği Köklerimizle İnşa Etmek Munzur Üniversitemizde gerçekleştirdiğimiz Dünya Sosyal Hizmet Günü etkinliğinde Sosyal Hizmet Uzmanı Umut Bey’in de vurguladığı gibi; büyüklerimizin yeri bakımevleri değil, sevdiklerinin dizinin dibidir. Etkinliğimizin teması olan "Harambee" yani Afrika kökenli bir dayanışma anlayışıyla “hep birlikte hareket etmek, bölünmüşlüğü onarmak” felsefesi tam da burada başlıyor. Onlar hayattayken bizi bir sofrada, ebediyete göçtüğünde ise bir duada birleştirirler. Biz Bugün Onların Hayatında Ne Kadar Varız? Bu bayramda sizlerden ricam, yanınızda olan büyüklerinizin kıymetini bilmeniz, onlara sımsıkı sarılmanızdır. Allah büyüklerimizi, biz kaç yaşında olursak olalım başımızdan eksik etmesin. Vedalaşmadan önce, bayram sabahı kapısı çalınmayı bekleyen bir büyüğümüzü hatırlayarak şu soruyu hepimiz kendimize soralım: "Biz bugün onların hayatında ne kadar varız?" Unutmayın; gölgeyi veren ağaç, köküyle yaşar. Büyük şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın o derin sızısıyla bitirelim: "Haydi anne, sükûtun kadar ak, babamın sesi kadar gür, Bir rüzgâr geçiyor bahçelerden, hür. Benimse gönlümde o eski bayramların neşesi, Bir çocuk sesi gibi taze ve özgür..." Yarın kutlayacağımız Ramazan Bayramı'nın; küslüklerin bittiği, sofraların paylaşıldığı bir huzur iklimi olmasını diliyorum. Tüm okurlarımın ve aziz milletimizin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Annem Vecihe Hanım’ı, babam Ataman Bey’i ve ebediyete göçmüş tüm büyüklerimizi rahmetle anıyorum. Bayramınız mübarek olsun. Prof. Dr. Ülkü ÖZBEY Munzur Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı
Benzer Videolar