Elazığ: Bir Şehir, Bin Engel, Tek Bir Bekleyiş
Bugün yine güneş Harput'un arkasından süzülürken, Elazığ'ın sokaklarına o tanıdık Ramazan serinliği çöktü. Fırınların önünde sıcak pide kuyrukları, caddelerde bir bayram telaşı... Ama bu sesler, bu neşe bazı evlerin pencerelerinde asılı kalıyor.
Kaldırımların mı bozuk Elazığ, yoksa vicdanlar mı tozlandı?
Bir can, bir evlat, bir Gakgoş; sırf tekerleği bir çukura takılacak diye, sırf o yüksek kaldırımı aşamayacak diye şu mübarek akşamda evine mahkûm kalıyorsa, bu şehrin sokakları aslında ıssız demektir. Bir insanı dört duvar arasına hapseden sadece kapılar değildir; dışarıdaki o aşılmaz basamaklar, o düşüncesizce dökülmüş asfaltlar ve "görmezden gelinen" hayatlar en büyük hapishanedir.
Neden Elazığ?
- Hapsolan Ramazan Sevinci: Herkes iftara koşarken, bir engellinin "ya yolda kalırsam" korkusuyla evinde kalması Elazığ'ın bağrında bir yaradır.
- Bozuk Yollar, Kırık Kalpler: Sokakların bozukluğu sadece lastikleri değil, insanın yaşama sevincini de söküp atıyor.
- Sahipsiz Şehir: Hani nerede bu şehrin dertlisi? Hani nerede bu şehrin yaralarını saracak doktoru?
Bu Şehrin Doktoru Vicdandır
Elazığ'ın asıl şifası, engelli bir kardeşimizin tekerlekli sandalyesiyle Harput'a tek başına çıkabildiği, Gazi Caddesi'nde kimseden yardım istemeden başı dik yürüyebildiği gün gelecektir. O güne kadar bu şehir, ne kadar kalabalık olursa olsun, dışarı çıkamayan evlatları kadar eksiktir, o kadar suskundur.
Yaralı bir yüreğin feryadı bu: "Elazığ, kaldır engellerini! Evlatlarını sokağına, hayatına, neşene ortak et. Bizi bu güzel şehre uzaktan baktırma."
"Gözün gördüğü değil, gönlün hissettiği engeldir asıl olan. Elazığ, gönlündeki engelleri kaldır ki, sokakların bayram yeri olsun."